Çocukluktan itibaren devam eden anksiyete ve depresyon, sadece yaşadığımız olaylardan kaynaklanmıyor olabilir. Peki ya sorunun kökleri çok daha derinlerdeyse?
🔍 Bilim Ne Diyor?
Son araştırmalar, yaşanan anksiyete ve depresyonun nedeninin geçmiş aile yaşamındaki travmatik deneyimlerden köken alabileceğini gösteriyor. Örneğin, Rachel Yehuda’nın 2016 yılında yaptığı çalışma, Holokost’tan kurtulanların çocuklarında travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin daha yüksek oranda görüldüğünü ortaya koymuştur. Ben bu etkiyi şuna benzetiyorum: Doğarken aldığımız bir epigenetik miras var. Bir de büyüme koşullarımız olan (aile, toplum vb.) gibi faktörler olan çevre var. Eğer atasal geçmişimiz (özellikle en yakın nesil) çok travmatik deneyimlerden geçmişse, yani travmatik deneyim yükü fazla olan ailelerin epigenetik mirası da yüklüdür. Ayrıca, ek olarak çocuğu büyütürken gelişimsel travmaya neden olma ihtimalleri de yüksektir. Geçmiş aile epigenetik mirasında travmatik yükü az olan ailelerin çocukları için ise daha az yüklenmiş travmatik epigenetik miras ve daha az olası gelişimsel travmaya neden olacak bir aile ortamı olacağını düşünüyorum. Şöyle bir benzetme yapacağım: Aile geçmişi travmatik deneyim yükü fazla ise çocukların sinir sistem gelişimlerindeki epigenetik kodlamasını ve bedenini alüminyumdan yapılmış bir kaba benzetmek istiyorum. Erime noktası 660,3 °C derecedir. Aile geçmişi travmatik yükü az olan çocukların sinir sistem gelişimindeki epigenetik kodlamayı ve bedeni temsilen altın bir kaba benzetiyorum. Erime noktası 1.064 °C derecedir. Şimdi bu iki ayrı alüminyum ve altından yapılmış kaplarda (sinir sistem-hormon sistemi-immün sistem gelişimi) doğan çocuklar, gelişimlerini tamamlayana (yetişkinlik dönemine) kadar bir çevrede büyüyecekler (aile, toplum, arkadaşlar, ekonomik şartlar vb.). Özellikle bakım verenleri ve büyüdükleri aileyi düzenli olarak maruz kaldıkları bir ocağa benzetiyorum. Eğer bu ailelerde çocuğa fiziksel, duygusal, cinsel suistimal eden deneyimler varsa, ocağın ateş derecesi artıyor. Çocuklar ise bu ocağın üzerinde olmak zorunda ve ocağa maruz kalmak zorundalar. Ailelerin bilinç seviyesi ve duygusal yeterlilikleri ocağın ısı derecesini belirleyecektir. Bu durumda, aynı derece ısıya maruz kalan iki farklı geçmişe sahip çocuğu alüminyum ve altın malzemeden yapılmış bir kap (beden) olarak benzetmiştim. Erime ısısı daha düşük olan alüminyum daha hızlı bozulur. Yani, ruh sağlığı bozukluklarına yatkınlığı yakalanma olasılığı daha fazladır. Altın olan ise daha dayanıklıdır. Çocukluk dönemi yaşanılanların etkisinin yetişkinlik döneminden daha etkili olduğunu biliyoruz. Burada bize ne görevler düşüyor? Ebeveynlerin 1. bilinçlenmesi ve 2. kendi çocukluk deneyimleri ile çalışarak duygusal kapasitelerini geliştirebilmeleri gerekiyor. Böylece geçmiş epigenetik mirası ne olursa olsun, bunun etkisini nötrleyebilirler ve daha sağlıklı bir yere de çekebilirler. Yetişkin olan bizler için burada altın değerinde bir bilgi var. Yaşam koşulları değişirse, genlerin ifadesini değiştirebilirsiniz. Yetişkinlik döneminde bunun için 1. süreklilik 2. Dengeye getiren doğru uygulamaları öğrenmek- bilimsel temeli olan bilgiye değer vermemiz gerekiyor. Bilimden şaşmayın.Bilgi pusulanızı buldursun ve yolunuzu aydınlatsın.